Medeniyet Ölçütü Olarak Öğretmen
Bir toplumun gelişmişlik seviyesi, yalnızca ekonomik refahı veya teknolojik ilerlemesiyle sınırlı değildir;çünkü bu unsurlar gelişmişliğin yüzeysel tezahürleridir. Ancak medeniyetlerin kadim izleri, tüm bu değişkenlerin ötesinde, daha temel ve evrensel bir ölçütün varlığını fısıldar: Bir toplumun gerçek olgunluğu ve gelişmişlik seviyesi, öğretmenlerine ve eğitime atfettiği değerde gizlidir. Bu değer, ne zamanlar ne de coğrafyalar arasında değişmeyen, insanlığın ortak vicdanında yazılı bir sözleşmedir. Çünkü öğretmenler, sadece bilgi aktaran kişiler değil, bir milletin hafızasını, ahlaki pusulasını ve kültürel kimliğini nesilden nesile taşıyan kutsal bekçilerdir. Dolayısıyla, bir toplumun yükselişi veya gerileyişi büyük oranda öğretmenlerinin toplumdaki itibar ve etkinliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Eski Türklerde Bilgelik
Türk kültüründe öğretmenlik yalnızca bir meslek değil, toplumun ruhunu taşıyan bir bilgelik makamıdır. Orhun Yazıtları’nda Bilge Kağan’ın “Türk budunumu bilginle, erdemimle yaşattım” sözü, bilginin devlet kurucu bir güç olduğunu açıkça gösterir. Bilge Tonyukuk’un adının bile “bilge” kavramıyla anılması tesadüf değildir; çünkü Eski Türklerde bilge kişi toplumun öğretmeni, yol göstericisi, aklı ve hafızasıydı.
Göktürkler’den Uygurlara kadar öğretmenlik; aklın, erdemin, cesaretin ve devlet işlerinin ayrılmaz bir parçasıydı. Kamlar, ozanlar, bilge kişiler ve ulu beyler yalnızca bilgi aktarmıyor; halkın hafızasını, töresini, kültürünü ve kimliğini nesillere taşıyordu.
Bu yüzden Türk kültüründe bilginin olduğu yerde güç, öğretmenin olduğu yerde bir gelecek vardı.
İslam Düşüncesinde Kalpleri ve Zihinleri Aydınlatan Rehber
İslam medeniyeti, öğretmenlik düşüncesine tarihsel olarak zaten yatkın olan bu kültürel mirası daha da derinleştir derinleştirerek özgün bir eğitim anlayışı geliştirmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.)’in “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.” buyruğu, öğretmenliği yalnızca bilgi aktaran bir konumdan çıkarıp insanı dönüştüren, kişiliği inşa eden bir ilim ve irfan sanatı olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda öğretmen, bilgi nakleden bir figür olmanın ötesine geçerek insanın varoluşsal yolculuğuna yön veren bir rehber ve örneklik modeli olarak konumlandırılmıştır.
Gazâlî’nin öğretmeni “kalbin doktoru” olarak nitelendirmesi, Farabî’nin bilge öğretmeni erdemli toplumun mimarı olarak görmesi, İbn Rüşd’ün öğrencilerine düşünmeyi öğretmesi; hepsi İslam’ın öğretmeni nasıl yücelttiğinin örnekleridir.
Medreseler, kütüphaneler, ilim meclisleri ve Endülüs’ün ilmî ufukları; varlıklarını yalnızca mimarî formlara değil, bu yapıları anlamlandıran müderrislik geleneğine borçludur. Çünkü İslam dünyasında öğretmenlik, salt bilgiyi nakleden bir meslek değil, insanın zihnini ve ruhunu birlikte terbiye eden ahlâkî bir yolculuk olarak görülmüştür. Bu nedenle İslam coğrafyasında ilim, karakter inşasıyla; bilgi, hikmetle; eğitim ise ahlâkî bir sorumluluk bilinciyle iç içe düşünülmüş, öğretmen hem bilginin ameli yansıması hem de irfanın somutlaşmış hâli olarak temsil edilmiştir.
Eski Yunan ve Diğer Kadim Medeniyetlerde İnsanlığın Ortak Bilgeliği
Dünya tarihine geniş bir pencereden baktığımızda benzer bir hakikatin izlerini Eski Yunan’da da görürüz. Sokrates’in bilgeliği, Platon’un Akademia’sı, Aristoteles’in Lykeion’u… Bunların hepsi öğretmeni toplumun en yetkin figürü olarak kabul eden bir anlayışın eseridir.
Sokrates’in “ Bildigim tek sey, aslinda hic bir sey bilmedigimdir.” sözü aslında öğretmenin en temel erdemini anlatır: alçakgönüllü bilgelik…
Mezopotamya’nın edubba okullarında öğretmenler devletin hafızasını yazan kâtipleri yetiştiriyor; Çin’de Konfüçyüs öğretmeni toplumun ahlak pusulası olarak görüyordu. Hindistan’da “guru”, hakikatin kapısını aralayan kişi demekti.
Böylesine farklı coğrafyaların aynı değer etrafında birleşmesi tesadüf değildir:Öğretmenler medeniyetlerin gerçek mimarlarıdır.
Tarihsel örnekler bize şunu gösteriyor: Güçlü bir devletin temelinde daima güçlü bir eğitim vardır. Güçlü eğitimin temelinde ise saygın ve iyi yetişmiş öğretmenler bulunur.
Abbasîlerin altın çağını hazırlayan Beytülhikme, Osmanlı’nın yükselişini sağlayan medrese düzeni, Avrupa’nın Rönesans’a dönüşen bilgi birikimi… Bunların hepsi öğretmenlerin omuzunda yükselmiştir.
Bugünün dünyasında da tablo değişmiyor. Finlandiya, Güney Kore, Japonya, Almanya gibi ülkeler öğretmeni toplumun omurgası sayıyor. Çünkü biliyorlar ki: Bir ülke öğretmenine ne kadar değer verirse, geleceği o kadar güçlü olur.
Bilgi Devlet Kurar, Öğretmen Medeniyet
Türk kültüründe bilge kişi; İslam medeniyetinde muallim; Yunan’da filozof; Çin’de üstad; Hint’te guru…
Hepsi aynı hakikati haykırır: Toplumlar öğretmenleri sayesinde doğar, büyür ve yükselir.
Bugün bu hakikati yeniden hatırlamak sadece öğretmenler için değil, hepimiz için bir vicdan borcudur.

